İlham Veren Başarı Hikayeleri

Andersen’ın dediği gibi her insanın hayatı, Tanrı’nın yazdığı bir peri masalıdır. Kiminiz, “Hadi canım sen de! Senin ki öyle olabilir ama benim hayatım hiç de peri masalına benzemiyor” diyebilir. Peki siz hiç içinde korku, kaygı, hüzün ve acı gibi duyguları barındırmayan bir masal okudunuz mu?

Nasıl unutursunuz Pamuk Prenses’in, Hansel ve Gretel’in kötü kalpli üvey annelerinden çektiklerini. Ya Kırmızı Başlıklı Kız’a ve onun büyükannesine ne demeli? Zalim kurdun onlara yaşattıkları az buz şeyler miydi? Farkında değiliz ama aslında hepimiz kendi yazdığımız masallarımızın baş kahramanlarıyız

Pınar Kobaş Sıçrar, 1977 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Doğuş Üniversitesi’nde başlayan işletme eğitimine ikinci sınıftan sonra A.B.D’de bulunan Troy State Üniversitesi’nde devam etti. İşletme okumak kendi tercihi değildi. Bu yüzden  2002’de  kendi hayalini gerçekleştirmek için yeniden A.B.D’ye gidip University of Bridgeport’ta akıl sağlığı danışmanlığı üzerine yüksek lisans yaptı. Öğrenciliği devam ederken iki sene lisans öğrencilerine “Kariyer Yönetimi” dersini verdi. 2005 senesinde Yale Üniversitesi’nde Peter Salovey’in Duygusal Zekâ Laboratuarında araştırma görevlisi olarak çalıştı. Ve burada öğrendiklerini Türkiye’de uygulayabilmek için 2007 senesinde Boğaziçi Üniversitesi’nden fon alınarak 10-13 yaşındaki çocukların duygusal zekâlarını geliştirmeye yönelik bir proje olan “Duygusal Okur Yazarlık Programı” projesinin hayata geçirilmesine öncülük etti. Yine aynı sene Doğuş Üniversitesi’nde Kariyer Planlama Merkezi’nin kurulması aşamasında pilot bir çalışma kapsamında beş ay boyunca üniversite öğrencilerine kariyer danışmanlığı hizmeti verdi. 

        Yüksek lisansını yaparken kendisinde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olduğundan şüphelendi ve 26 yaşında tanıyı aldı. Mesleğe ilk başladığı günden itibaren DEHB tanısı almış danışanlarına daha fazla nasıl yardımcı olabilirim sorusunun cevabını aradı.  Bu arayışlar DEHB Koçluğu’nu Türkiye’ye getirmesine vesile oldu. Uzun yıllar DEHB Koçluğu’nun tanıtılması, alanda kabul görmesi için emek verdi. 2007-2012 yılları arasında PEDAM’da Prof. Dr. Mücahit Öztürk, Prof. Dr. İlhan Yargıç ve Uzm. Dr. Turgut Kundakçı ile birlikte çalıştı; ailelere danışmanlık, ergen ve erişkinlere de psikolojik danışmanlık ve koçluk hizmetleri verdi. DEHB’le  çalışmak başka alanlarda da kendisini geliştirmesine yardımcı oldu ve DEHB’ne eşlik eden özel öğrenme güçlüğü, karşıt olma- karşı gelme bozukluğu, kaygı bozukluğu, depresyon, davranım bozukluğu, bipolar bozukluk ve bağımlılık gibi alanlarda da çalıştı. 

        Çok yoğun tempoda çalıştığı PEDAM onun için bir okul oldu. Fakat hala mesleki anlamda alet çantasında bir şeylerin eksikliğini hissediyordu. İlaç, danışmanlık ve koçluktan faydalanan danışanları çoktu ama bir de bu yöntemlerden fayda göremeyen bir grup vardı. Ve  bu sefer bu gruba nasıl yardımcı olabileceğinin peşine düştü. Fakat bu sırada iç sesini ve bedeninin verdiği uyarıları ciddiye almadığı için 2012 senesinde Tükenmişlik Sendromu’nun artık son evresinde olduğunu fark etti. Bu süreçte insanı zihin, beden ve ruh olarak ele alıp şifalandıran bütüncül yöntemlerle tanıştı. Hayatına bir anda homeopati, Bach Çiçekleri, Lichtwesen enerji ürünleri ve enerji çalışmaları girdi. Kısa bir sürede yaşam enerjisine yeniden kavuştu ve hayata kaldığı yerden ama farklı bir bakış açısıyla devam etmeye başladı.

        Bütün bu yaşadıkları mesleki anlamda da onu değiştirdi ve geliştirdi. Çok katı olan bilimsel tarafı esnedi. Şifaya giden yolun tek olmadığını, her danışanın ihtiyacı olan yolun farklı olabileceğini gördü. En güzeli de, birbirini dışlamadan bilimselliğin ve bütüncül yöntemlerin birlikte harmanlanabileceğini öğrendi. 

        Bildiklerini yazarak ve konuşarak daha geniş kitlelere anlatmayı hep çok sevdi. Kendi alanıyla ilgili uzun yıllar Popüler Psikiyatri dergisinde yazdıktan sonra bir süre anneoluncaanladim.com adlı web sitesinde yazıları yayınlandı. A.B.D’de DEHB ile ilgili yayınlanan  “365+1 ways to succeed with ADHD” ve “Inspirational ways to succeed with ADHD” kitaplarının ortak yazarlarındandır.  Bununla birlikte, 2014 sonbahar döneminde Okan Üniversitesi MYO’da “Kariyer ve Kişisel Gelişim” dersinde okutmanlık yaptı. Halen,  uzmanlığı olduğu konularda seminerler vermekte ve  söyleşilere konuşmacı olarak katılmaktadır.

        2014’ün Ocak ayında kendi işini kuran Pınar Kobaş, DEHB ve Tükenmişlik Sendromu’nun yanı sıra insanların kendi içlerindeki gücün farkına varıp potansiyellerini ortaya çıkartmalarına ve hayallerini gerçekleştirmelerine yardımcı olmaktadır. Ana dili Türkçe olmayanlarla İngilizce seans yapmaktadır.

.

 

DEHB’li Bir Çocuk Psikiyatristinin Öyküsü
Uzm. Dr. Fatma TURNA

Herkese merhaba, bu öyküyü çocuklara yardımcı olsun diye ebeveynlerinin okuması için yazıyorum.

DEHB semptomlarını ilk hatırladığım anım 1. sınıfa dair. Sınıfta en arkada oturuyordum ve tahtadakileri görüp yazabilmek için sürekli oturup kalkıyordum. Bana göre işlevsel bir şey yapıyordum ancak öğretmen için bu uygun olmayan bir davranıştı. Yanıma gelip kulağımı çektiğinde nerede yanlış yaptığımı bile anlamamıştım. Ancak hissettiğim utanç ve üzüntüyü bugün bile çok canlı hatırlıyorum. 2. Sınıfa geçtiğimde ise şanslıydım. Çünkü okul değiştirdim ve yeni öğretmenim sıranın altına girip girip arkadaşlarımı güldürdüğüm için beni hemen cezalandırmadı, anlamaya çalıştı. Beni en ön orta sıraya ve iki erkek öğrencinin ortasına oturttu. Böylece sık sık kalem açmaya gidemiyor, sıranın altına saklanıp yaramazlıklar yapamıyordum. Aynı öğretmenim bana başarıdan zevk almayı da öğretti ve ders içinde hareketliliğimi zararsız düzenleyebileceğimi de. Böylece tahtayı silmek, ya da kağıtları dağıtmak için sınıfta dolaşabiliyor ama dersi bozmuyordum. Ders sırasında avını bekleyen bir kaplan gibi bir sonraki soruyu doğru cevaplayabilmek ve aferin alabilmek için pür dikkat kesilir olmuştum.

Böylece dersle ilgili problemlerim bitmişti. Ama evde ödev yapmak, yazılıya çalışmak kabus gibiydi. Bir keresinde tarih kitabını koltuğa koyduğumu, koltuğun üzerinde ayaktan bir bölüm okuyup sonra koltukların üzerinde gezinirken tekrar ettiğimi hatırlıyorum. Ve her gün bir şeyleri unutuyor olmak zorlayıcıydı. Çoğu kez malzemelerimi unuttuğum için çok sevdiğim resim dersine ve beden eğitimine katılamadım. Arkadaşlarım ya da öğretmenim evden getirmem gereken bir şey istediğinde hemen elime yazıyordum ama elimi yıkamak bazen işleri bozuyordu.

Tabi ki olay sadece dikkat eksikliği değildi. Bazen tesadüfen hayatta kaldığımı düşündüğüm çok fazla tehlike atlattım. Bir keresinde bölünmüş çift yönlü bir yolda karşıdan karşıya geçmeden hemen önce babam “dikkatli geçmemi” söylemişti. Ben “tamam” diyerek, bakmadan yola atladım. Kamyondan son anda kurtulup orta hattaki kaldırıma çıktım. Ancak yine yola bakmadan ikinci yola da atladım. Arabanın geldiğini korna sesini duyduğumda fark ettim, ama ikinci araçtan kurtulamadım. Bunun dışında kaçan topumuzu almak için ikinci katın balkonuna tırmanmak, sırf kendime cesur olduğumu göstermek için 3 metrelik yüksekliği olan istinat duvarının kenarında kedi yürüyüşü yapmak, arkadaşım anahtarını unuttuğu için ikinci kattaki evlerine diğer camdan geçmeye çalışmak gibi sayısız riskli davranışta bulundum.

Bazen komik olaylarda oluyordu. Ablama küsüyordum ve o bana hatırlatana kadar küstüğümü hatırlamıyordum. Ya da okula okul formasını giymeyi unutarak günlük kıyafetlerle gidebiliyordum. Bazen ablamın orada olmadığını unutup izlediğim film ile ilgili yaptığım yoruma karşılık vermesini bekliyordum.

Liseye geçene kadar bunun bir tanı olduğunu bilmiyordum. Özelliğim olarak kabullenmiş ve sevmiştim. Çünkü hareketli, neşeli, anı yaşayan, kin tutacak kadar aklında tutamayan biri olmayı seviyordum. Lisede katılmak istemediğim sıkıcı bir derse girmemek için rehberliğe gittiğimde unutkanlıklarımdan bahsettim. Rehber öğretmenim “ ders başarın yüksek olmasaydı, DEHB olduğunu düşünürdüm” demişti. Ve ben bunun yanlış bir değerlendirme olduğunu ancak Çocuk Psikiyatristi olduğumda anlayacaktım.

DEHB’ li biri olarak hem eğlenceli hem de zor pek çok süreç yaşadım. Hala odaklanmam gereken bir şey yapmam gerektiğinde ilaç kullanmam ya da normal birinden çok daha fazla zaman harcamam gerekebiliyor. Bazen keşke zamanında organize olma ve planlama becerilerimi geliştirmiş olabilseydim diyorum. Çünkü belli bir yaştan sonra beyini eğitebilmek çok daha zor, hep bir şeyler eksik kalıyor.

DEHB’li çocuklar riskleri doğru değerlendiremezler, hedef odaklı hareket ederler, kendilerini durdurmakta zorlanırlar. Bu yüzden siz yapma deseniz de olumsuz bir davranışı sürdürebilirler. Hatalarından aldıkları dersleri hatırlamadıkları için “bir daha yapmayacağım” deseler de sürekli aynı hatayı yapabilirler. Bu sizde kasıtlı yapılıyormuş algısı oluşturabilir. Ancak DEHB’ li bir çocuk davranış problemi olan bir çocuğun aksine sıklıkla yaptıklarından pişman olur ve tekrarlamamaya çalışsa da yapar.

DEHB ile yaşayan biri olarak hayatta en büyük şansımın ailem olduğunu düşünüyorum. Çünkü unutkanlıklarım için ya da başımı belaya soktuğum için çoğunlukla yargılandığımı hissetmedim. Onlarda bunları benim özelliklerim olarak kabul etmişlerdi ve elimde olmadığını biliyorlardı. Bu sorunu çözmem için bana yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Sorumluluk duygumun yeterince gelişmiş olması beni sorunumu kabul edip köşeme çekilmeye değil, savaşmaya itti. Bu savaşı benim için ailemin vermiyor olması da bence bu sorumluluğu geliştiren faktörlerdendi. Çünkü eskiden okul, arkadaşlıklar ve davranışlar ile ilgili sorumluluklar büyük oranda kişiye aitti.

Sonuç olarak DEHB gerçek bir sorun ve bu sorunu yaşayan çocukların elinde olmayan şeyler var. Ve sistem maalesef eskisi gibi değil. Rekabet ortamı çok belirgin. Yetişkin kontrolünde geçen süreler hem okul hem evde çok uzun. Bu yüzden yetişkinler sürekli müdahale etmeden, uyarmadan duramıyorlar. Ebeveyn – çocuk ilişkisi bir önceki kuşaktan çok daha farklı. Sonuç olarak çocukların işi çok daha zor. Ama hala anlayışınıza, sorunu çözmek için yanında olmanıza, sorumluluk duygusunun gelişmesine, başarıdan keyif almayı öğrenmelerine yardım etmenize ihtiyaçları var.

Sevgiyle kalın…

Yararlanılan kaynaklar

https://www.mimozapsikiyatri.com/dehbli-bir-cocuk-psikiyatristinin-oykusu/

İŞİTME ENGELLİ DANSÇININ HİKAYESİ

Yirmi yaşında Tianjiao Zhang daima bir dansçı olmak istemişti. Ancak işitme kaybına sahip bir dansçı olmak ulaşması çok da kolay bir hayal değildi.

Tianjiao Zhang “Bir sürü insan bana işitme kaybımın dansçı olmama engel olabileceğini söylerdi. Ama öğretmenim ve özellikle annem hep bana inanmıştı.” diyor. Arkadaşları ve ailesi arasında “JiaoJiao” olarak bilinen Tianjiao, Çin’de doğdu ve büyüdü; burada dans etmeyi, işitmeyi ve konuşmayı aynı anda öğrendi. Şimdilerde, serbest dansçı olarak performans sergileyerek birçok yarışmaya katılıyor.

Jiaojiao’nun ilk dans öğretmeni Jinhui Cao, başından beri onunla birlikte eğitim almış. Öğretmeni, işitme kaybını telafi etmek için, yavaşça ve bol miktarda hareketle konuşarak ve onunla her zaman göz teması kurarak dans etmeyi öğrettiğini söylüyor.

​“BEN MÜZİKLE BÜTÜNLEŞEN BİRİYİM, MÜZİK KALBİMDE.. “

YARARLANILAN KAYNAK

https://odyolog.com/bir-isitme-engelli-danscinin-basari-hikayesi/