Bedensel Engelliler

BEDENSEL ENGEL NEDİR?

Doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrası dönemde herhangi bir nedene bağlı olarak iskelet (kemik), kas ve sinir sistemindeki bozukluklar sonucu, bedensel yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetme, toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük yaşamdaki gereksinimlerini karşılamada güçlük çekme, bu nedenlerle bireylerin korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duymasına yol açan durumlara ise bedensel engel denir.

BEDENSEL ENGELLİ KİMDİR?

Bedensel engelleri nedeni ile sağlıklı kişilerden farklılaşan ve eğitim hizmetlerinden gereğince yararlanamayan bu bireylerde bilişsel, psiko sosyal ve duyusal gereksinimlerin yanı sıra hareket ve fonksiyonel yeteneklerin geliştirilmesi de büyük önem taşımaktadır.

Çeşitli nedenlerle kaba ve ince motor gelişim becerileri olumsuz yönde etkilenmiş bu kişilerin kendilerinden beklenen fonksiyonel hareket ve becerileri yerine getirmeleri değişik derecelerde kısıtlanmıştır.

BEDENSEL ENGELLİLİĞİN NEDENLERİ NELERDİR?

Serebral Palsi:

SP (CP) şeklinde kısaltılmış olan bu hastalık grubu, gelişmekte olan beynin (gebeliğin başlangıcından ikinci yaşın sonuna dek) değişik nedenlerle zarar görmesi sonucu ortaya çıkan duyu, algı ve hareket bozukluğudur. Ortaya çıkan klinik tablonun ağırlığı, beynin zedelenme derecesine, hasarın yerine ve bireyin yaşına bağlıdır. Oluşan tablo ilerleyici değildir.

Bu tablonun vücudun tamamını etkileyen şekli tetraparezi (kuadriparezi), daha çok bacakların etkilendiği şekli diparezi (dipleji), vücudun bir yarısının etkilenmesi hemiparezi, tek kol veya tek bacak etkilenmesi
monoparezi olarak adlandırılır. Bu durum farklı şekillerde kendisini gösterir.

a. Spastik Tip: Kasın istem dışı sertliğini ifade eden bu durum; hareketlerin yavaşlamasına, harekette kontrol güçlüğüne ve çeşitli hareket kayıplarına sebep olur.

b. Atetoit Tip: Hareket ve pozisyonlara bağlı olarak kaslar bazen sert bazen de gevşektir. Hareketler istemsiz, yavaş ve sürüncemelidir.

c. Ataksik Tip: Duruş, denge bozuklukları, hareketlerde titreme ve koordinasyon bozuklukları ile karakterizedir.

ç. Hipotonik Tip(Gevşek): Tüm vücut kaslarında yaygın gevşeklik söz konusudur.

d. Karışık Tip: SP’nin farklı tiplerine ait özellikleri bir arada taşır. Çoğunlukla atetoid ve spastik tip birliktedir.

Merkezi Sinir Sistemini Etkileyen Dejeneratif, Metabolik ve Genetik Kökenli Hastalıklar:

Motor gelişim geriliğine bağlı hareket ve fonksiyon kayıplarına yol açar. (Down sendromu, Subakut sklerozan panensefalit, Joubert sendromu, Rett sendromu, Prader-Willi sendromu, Williams sendromu vb. )

Mental Motor Retardasyon (MMR) (Mental Motor Gerilik):

Zekâ, duyu, algı ve motor bozuklukların çeşitli oranlarda bir arada görüldüğü durumu ifade eden genel bir başlıktır.

Doğuştan Kol Felci (Brakial Pleksus Yaralanması):

Doğum sırasında kola giden sinirlerin zedelenmesine bağlı olarak ortaya çıkan, hareket ve duyuyu etkileyen felç tablosudur. Tek taraflıdır. Etkilenen kolda tamamen bir felç tablosu olabileceği gibi ağırlıklı olarak elde ya da omuz çevresindeki kasların zayıflığı ile de seyredebilir.

5. Omurilik Kapanma Defektleri (Spina Bifida-Meningomyelosel):

Omuriliğin ve omurilik sıvısının dışarıya doğru kese şeklinde fıtıklaştığı ve bacaklarda tek ya da çift taraflı değişen derecelerde felçlere neden olan bir hastalıktır. Bazı hastalarda beyin omurilik sıvısının dolaşımının beyin içinde kapalı kalması sonucu beyinde birikmesi ve buna bağlı başın büyüdüğü (hidrosefali) görülebilir. Hidrosefali beyin gelişimini ciddi olarak engelleyebilecek bir durumdur.

Doğuştan Kas Hastalıkları:

İskelet kas yapısındaki bozulma ve buna bağlı ilerleyici kas güçsüzlüğü ile seyreden, doğumdan itibaren ortaya çıkan bir grup hastalıktır. Kas güçsüzlüğünün yanı sıra eklem sertlikleri, şekil bozuklukları ve ilerleyici sakatlık meydana gelebilir.

Travmatik Nedenli Merkezi Sinir Sistemi Yaralanmaları:

Çoğunlukla trafik kazası, yüksekten düşme, ateşli silah yaralanmaları gibi kazalar sonucunda oluşmakta ve sinir sisteminde geçici ya da kalıcı özre neden olmaktadır.

Süreğen Hastalıklardan Kaynaklanan Motor Gelişim Gerilikleri:

Doğuştan ya da sonradan oluşabilen, yaşam boyu devam eden ve /veya ilerleyici, ince ve kaba motor gelişim becerilerinde yetersizlik ortaya çıkaran durumları tanımlar (epilepsi, osteogenesis imperfekta ).

Özel eğitim Merkezimizde alanında uzman pedagog ve Özel eğitim öğretmenleriyle çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

Bedensel engelleri nedeni ile sağlıklı kişilerden farklılaşan ve eğitim hizmetlerinden gereğince yararlanamayan bu bireylerde bilişsel, psiko sosyal ve duyusal gereksinimlerin yanı sıra hareket ve fonksiyonel yeteneklerin geliştirilmesi de büyük önem taşımaktadır.

Çeşitli nedenlerle kaba ve ince motor gelişim becerileri olumsuz yönde etkilenmiş bu kişilerin kendilerinden beklenen fonksiyonel hareket ve becerileri yerine getirmeleri değişik derecelerde kısıtlanmıştır.

https://edremit.bel.tr/engelsizsiniz/bedensel-engel-nedir-bedensel-engelli-kimdir

BEDENSEL ENGELLİLER İLE İLGİLİ FİLMLER

1. SOL AYAĞIM

Beyin felçli olarak doğan Christy Brown, hastalığı nedeniyle hareketlerini kontrol edemez ve tekerlekli sandalyeye mahkum bir yaşam sürer. Ancak çocukluğunda, sol ayağının felçten etkilenmediğinin farkına varması hayatını değiştirecektir. Christy sol ayağını kendine verilmiş bir şans olarak görür ve azmin de yardımıyla hastalığının etkilerini yenmeye çalışır. Bu çalışmanın sonucunda ise sakat vücudunun içinde gizli olan zeka ve yazma yeteneği ortaya çıkacaktır. Sadece sol ayağını kullanarak yazdığı romanlar ve şiirler, sonraki yıllarda Christy Brown’un İrlanda edebiyatının saygın isimleri arasına girmesini sağlayacak ve azimle çalışmanın sonucunda imkansız diye bir şeyin olmadığını tüm insanlığa gösterecektir. Christy Brown’ın ölümünden dokuz yıl sonra çekilen film, yazarın hayatından kesitleri anlattığı kitap olan Sol Ayağım’ın sinema uyarlamasıdır. Kimi zaman hüzünlü, kimi zaman eğlendirici olabilmeyi başaran filmin, azim ve umut hikayesi olarak vereceği evrensel mesajları var.

2. CAN DOSTUM

Geçirdiği kazadan sonra felç olan zengin aristokrat Philippe, cezaevinden çıkmış Driss’i bakıcısı olarak işe alır. Herkes Driss’in bu iş için uygun olmayacağını düşünürken, Philippe O’na inanır ve bir şans verir. Dünya dursa yan yana gelmeyecek olan bu iki karşıt dünya görüşünün çarpışmasının ve zamanla çılgın bir dostluğa dönüşmesinin, insanı derinden etkileyen hikâyesi.

3. İÇİMDEKİ DENİZ

Film, tam anlamıyla özürlüğüne düşkün bir adamın, 30 yılını yatağa mahkum geçirdikten sonra bu hayatına bir son vermek istemesini konu alıyor.

https://www.sinemalar.com/liste/430/fiziksel-engelliler-hakkindaki-filmler

BEDENSEL ENGELLİLER HAKKINDAKİ KİTAPLAR

1. İnsanın Esareti – W. Somerset Maugham

Somerset Maugham’ın başyapıtı olarak kabul edilen İnsanın Esareti, Modern Library’nin 20. yüzyılda İngiliz dilinde yazılmış en iyi yüz roman listesine dahil edilmiştir. Yazar, başlığını Spinoza’nın Ethica adlı yapıtının bir bölümünden aldığı romanında, gerçekle kurguyu iç içe geçirmiştir. Özyaşamıyla büyük ölçüde paralellikler taşıyan bu romanda, küçük yaşta öksüz kalıp akrabaları tarafından büyütülen, bir ayağı doğuştan sakat olan Philip’in uyum sağlamakta zorlandığı yatılı okul günlerinin ardından acılı olgunlaşma yıllarını anlatır. Önce muhasebeciliği deneyen, daha sonra sanat eğitimine yönelen Philip, en sonunda Londra’da tıp eğitimine başlar. Orada onu yıkıma sürükleyecek ve hayatını altüst edecek bir aşk macerası beklemektedir.

2. Kelebek ve Dalgıç – Jean Dominique Bauby

Kelebek ve Dalgıç, yaşanmış bir hikâyenin anlatısıdır. Jean-Dominique Bauby beyin kanaması geçirir; yolunda giden hayatı artık bir çıkmaza girmiştir. Onun için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Artık vücuduyla yapabildiği tek şey, göz kapaklarından birini oynatabilmektir. İnsanlarla iletişim kurmak için kullanabileceği tek yol budur.

https://www.fikriyat.com/galeri/edebiyat/engelliler-icin-yazilmis-25-kitap

https://ilkevin.com.tr/3-aralik-dunya-engelliler-gunune-ozel-bas-kahramanlarinin-engel-tanimadigi-kitaplar/

ENGELİNE RAĞMEN BAŞARIYA ULAŞMIŞ İNSANLAR

Stephen Hawking – Motor nöron hastalığı

İngiltere’de doğan Stephen Hawking çocukluk yıllarını ailesi ile birlikte Londra’da geçirdi. Gayet sağlıklı ve başarılı bir öğrencilik hayatı olan Hawking, 11 yaşına geldiğinde Londra’dan biraz uzakta bulunan St. Albans’taki bir okula gitti. Bu okuldan mezun olduktan sonra babasının da etkisiyle Oxford University College’de eğitimini sürdürdü.

Hawking’in biyoloji uzmanı olan babası Frank Hawking de Oxford University’de eğitim görmüştü. Oğlunun da bu üniversitede eğitim almasını istiyordu ancak ailenin kısıtlı bütçesi nedeniyle Stephen’in okulun verdiği burs sınavını mutlaka kazanması gerekiyordu. İki güne yayılan sınav on iki buçuk saatlik teori ve fizik uygulama testlerinin ardından bir de mülakat sınavını içeriyordu. Üniversitede ders veren eğitmenlerin ve dekanın yaptığı mülakatın asıl amacı adayları daha yakından tanımaktı. Bu sebeple mantıklı veya mantıksız sorulan birçok soruya öğrencilerin zeki yanıtlar vermesini bekliyorlardı. Stephen girdiği teori sınavlarından oldukça yüksek puan almış ve mülakatı da başarıyla geçmişti. Birinci sınıf burstan yararlanma hakkını elde eden Stephen birkaç ay sonra Oxford University’e kaydolması için davet edildi.

1962 yılında Oxford’dan mezun olan Hawking, kozmoloji alanında araştırma yapmak için aynı yılın Ekim ayında Cambridge Üniversitesi’ne giriş yaptı. Albert Einstein’ın mirasçısı ve yaşayan en büyük zihin olarak gösterilen Stephen Hawking’in hayatındaki zorluklar da işte bu dönemden sonra başladı.

Stephen Hawking’in Hastalığının İlk Dönemleri

Hawking’in Oxford’daki son zamanlarında çok küçük belirtilerle kendini göstermeye başlayan hastalığı Cambridge’deki ilk günlerinde daha belirgin hale gelmişti. Zaman zaman ayağı takılıp düşüyor, ayakkabı bağını bağlamada güçlük çekiyor, hatta kavrama yeteneğini kaybettiğini hissederek elinde tuttuğu bir şeyi yere düşürüyordu. Bu küçük sakarlıklar önceleri görmezden gelindi. Belki de her insanın yapacağı sıradan aksaklıklar olarak düşünüldü. Ancak bir süre sonra durumun bu kadar da basit olmadığı anlaşıldı.

Yaşadığı bu sorunlar, arkadaşları ve hocaları tarafından fark edilmemişti; ancak ailesinin yanına gittiği bir dönemde anne ve babası ondaki tuhaflıkları hemen fark edip hastaneye götürdü. Henüz 20’li yaşlarında olan ve o zamana kadar girdiği her sınavda başarı sağlayan bu genç adam için, hayatını tamamen değiştirmeye sebep olan bir hastalık teşhisi konuldu.

Cambridge‘de eğitime başladığı zamanlarda bir yandan araştıracağı ve master yapacağı konu üzerinde duruyor, beynindeki sayısız ve sonsuz soruların cevaplarını bulmaya çalışıyor; bir yandan da yeni yeni kendini göstermeye başlayan hastalığıyla uğraşıyordu. Hawking için her şey yolunda giderken bir anda hayatında bir dizi olumsuzluklar kendini göstermeye başladı. Hastalığın etkilediği ilk yer ağız ve yutak bölgesiydi. Bu yüzden bazen sanki sarhoş olmuş gibi konuşmakta zorlanıyor, dili bir türlü söylemek istediği kelimeleri söyleyemiyordu.

Hawking, ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz) adı verilen bir motor nöron hastalığına yakalanmıştı. Stephen Hawking’in hastalığı son derece ciddi, tedavisi olmayan ve yavaş yavaş bedeni bitiren bir hastalıktı; ama işin ilginç kısmı asıl kullandığı yer yani beyni bu durumdan etkilenmemişti. Bu yüzden de dur durak bilmeden düşünmeye, yeni teoriler kurmaya devam etti.

Yaşayan en büyük teorik fizikçi Hawking’in yakalandığı ALS hastalığı merkezi sinir sisteminde, omurilik ve beyin sapı bölgesindeki nöronların kaybı nedeniyle ortaya çıkan bir hastalıktı. Bu nöronların kabiliyetini yitirmesi beraberinde kaslarda güçsüzlüğe ve hatta erimeye yol açıyor. Kaslarda zayıflık ise ilk etapta ağız ve yutak bölgesini etkiliyor. Nitekim Hawking’in de en çabuk zarar gördüğü organı dili oldu ve ünlü fizikçi hastalığının erken evresinde konuşma yeteneğini kaybetmeye başladı.

Hawking’e danışman olarak Dennis Sciama verilmişti. İlk başlarda bu durumdan rahatsız oluyordu çünkü çalışmak istediği isim başka biriydi. Fakat kısa bir süre sonra Dennis Sciama’nın harika bir danışman ve başarılı bir bilim adamı olduğunu gördü. Aralarındaki kuvvetli iletişimin de etkisiyle ona her fırsatta sorular soruyor, bu başarılı eğitmenden tüm verimiyle yararlanmak istiyordu.

Jane Wilde ile Hayata Tutunuşu

Hawking yaşama enerjisini ve sevincini kaybetmişti. Herkesten uzaklaşıp, ölüm korkusunun sardığı bedeniyle tek başına kalmayı tercih ediyordu. Tam da istediği doğrultuda giden hayatı bir anda tepe taklak olmuştu. Bedenini yavaş yavaş çürüten bir hastalığa yakalanmış olma düşüncesi onu hızla depresyona çekiyordu. Böyle bir dönemde hayatının yönünü değiştiren, en zor anlarında bile yanında olan, yaşamına ışık gibi doğan bir isim çıktı karşısına.

Jane Wilde adındaki genç kadınla aralarında, hızla ilerleyen ve evliliğe kadar giden bir ilişki başladı. Stephen hastalığı sebebiyle evliliğe sıcak bakmıyordu; fakat Jane’in aşkı öyle büyüktü ki, hastalığın getireceği her türlü zorluğa göğüs germeye hazırdı. Nitekim öyle de oldu, Jane neredeyse tüm hayatını Stephen’a adamıştı. Eşinin tüm kişisel bakımını kendi yapıyor, yemeğini yediriyor, doktora aşamasında tezlerini daktilo ediyor, en önemlisi onunla birlikte olduğu için mutlu olduğunu hissettirebiliyordu.

Jane, Stephen ile evli olduğu süre boyunca üç çocuk sahibi oldu. Bazı zamanlar çocukların ve Stephen’ın bakımı, her şeye yetememe düşüncesi onu bir çıkmazın içine düşürüyordu; ama Stephen ödül aldıkça, her geçen gün dünyanın dört bir tarafından adı duyulmaya başladıkça bu başarıdan payını gurur duyarak alıyordu.

Jane’in tüm bu fedakarlıkları Stephen Hawking’in sayısız ödül almasına, bir çok kitap çıkarmasına, yeni teoriler üretip adını tüm dünyaya duyurmasına yetmişti. Eşinin yardımıyla eğitimini tamamlayıp doktorasını yaptı ve ardından profesör oldu. Hastalığı bedenini hızla ele geçirip, kullanılmaz hale getirmişti; ama zihni hala zehir gibi çalışıyordu. Eğer deneysel fizikçi olsaydı kariyeri çoktan biterdi; fakat teorik fizikçi olduğu için çalışmalarını yapmasına hiçbir şey engel olamadı. Bir süre sonra konuşma yeteneğini tamamen kaybetti, tekerlekli sandalyeye mahkum kaldı. Onun için özel tekerlekli sandalye üretildi ve yazıyı sese dönüştüren özel bir bilgisayar sistemi sayesinde çalışmalarını sürdürmeye devam etti.

Stephen Hawking’in Fizik Alanındaki Başarısı

Stephen ve Jane’nin 1967’de ilk çocukları dünyaya geldi. Her türlü olumsuzluğa rağmen bir yandan mutlu ailesinin tadını çıkaran Hawking, diğer yandan da kara delikler üzerinde yaptığı çalışmalarını sürdürüyordu. 1973 yılında kozmolojinin klasik teorilerini içeren akademik çevrelerde büyük yankı uyandıran The Large Scale Structure of Spacetime adındaki kitabı yayınlandı. 1978 yılında ise fizik alanında en saygın ödüllerden sayılan “Albert Einstein Ödülü” verildi.

Stephen Hawking ilk kitabının ardından yine evrenbilimi üzerine ortaya koyduğu teorileri ve çalışmalarını içeren birkaç kitap daha çıkardı. Kitapları 40 dile çevrilerek milyonlarca okuyucuya ulaştı. Doktorlar sadece 2 yıl ömür biçmişti; ama o hayata öyle meydan okudu ki tüm hesaplamaları reddetti. Yaşamla oturduğu pazarlıkta kazanan taraf o oldu. 20’li yaşlarda ortaya çıkan hastalığından bu yaşına kadar birçok saygın ödülün sahibi oldu.

Stephen Hawking’in Eğlenceli Kişiliği

Onu yakından tanıyanlar, ne kadar eğlenceli ve mizah yeteneği yüksek bir insan olduğunu söylüyor. Ek olarak heyecanı seven bir yapısı da olmalı ki 2007 yılında, 65 yaşındayken özel tasarlanmış bir uçuş sayesinde yerçekimsiz ortamda, tekerlekli sandalyesine bağlı kalmadan hayatının yolculuğunu gerçekleştirdi. Renkli bir kişiliğe sahip olan Hawking yaptığı bu yolculuktaki asıl amacını ise “İnsanlara ruhları engelli olmadıkça fiziksel engellerin onları durduramayacağını göstermek istiyorum,” sözleriyle açıkladı.

45-50 kilo arası ağırlıkta, başını bile tutamayan felçli bir bedenin tüm dünyaya adını duyurması, birçok alanda ödül alması ve bunları sadece aklı sayesinde yapması tek kelimeyle muhteşemliktir. Hayatta imkansız diye bir kelimenin olmadığının göstergesidir. Bana göre Prof. Dr. Stephen Hawking’in hayatı umudunu kaybetmiş her insana okutulmalı ve herkes bu başarılı hikayeden kendine bir ders çıkarmalıdır.

Christy Brown – Serebral palsi

Yirmi üç çocuklu duvarcı ailenin, hayatta kalabilen onüç çocuğundan biri olarak Dublin’de doğdu. Doğuştan beyin felçli olarak dünyaya gelmişti. Beyin felci kurbanı olduğu için konuşmasını ve hareketlerini kontrol edemiyordu; sol ayağı hariç.  Yaşamı boyu yardıma muhtaç olarak yaşaması, tekerlekli iskemleye mahkum olması, onun İrlanda edebiyatının büyük yazarları arasına girmesini engellemedi. Christy Brown büyürken aileyi sürekli olarak ziyaret eden sosyal hizmet görevlisi Katrina Delahunt, onun sanata ve edebiyata olan ilgisini keşfetmiş ve bu ilgiyi yeteneğe dönüştürebilmesi yönünde yardımcı olmuş. Christy, annesinden aldığı büyük destekle, tam olarak kontrol edebildiği tek uzvunu, sol ayağını kullanarak yazmayı ve çizmeyi öğrenmiş ve kısa bir süre içinde önemli bir ressam sayılabilecek duruma gelmiş.

Christy, çocukluğunda resmi bir eğitim görmemişse de, kilise okuluna devam etmiş. Edebiyat konusundaki yeteneği, işte bu sıralarda, ünlü yazar Dr. Robert Collis tarafından keşfedilmiş. Dr. Robert Collis, sonraları, kendisine bu yönde yardımcı olmuş ve “Sol Ayağım” adlı eserinin basılmasını sağlamış. Muhteşem bir hayal gücüne sahip olan Brown, duyarlı zekası sayesinde harikulade eserler yazdı. Christy Brown, sadece sol ayağını kullanarak yazdığı My Left Foot yani Sol Ayağım adını verdiği otobiyografi kitabını 1954 yılında yazdı. Christy Brown Sol Ayağım adlı kitabında; sol ayağıyla kalem tutmayı, konuşamamanın verdiği acizlikleri ve annesiyle babasının yardımıyla tekrar hayata ümitlendirilmesini anlatmaktadır. Christy Brown hayat hikâyesinin bulunduğu Sol Ayağım kitabında annesine sık sık teşekkür etmektedir. Ailesi onunla hep gurur duyduğunu belirtiyor. Sadece sol ayağını kullanarak yazdığı eserler onun dünya çapında bir üne kavuşmasını sağladı. Sadece sol ayak parmağını kullanarak, resim yapmayı ve daktilo kullanmayı öğrendi.
Kendi hayat hikayesini yazdığı Sol Ayağım ( baş rolünü Daniel Day-Lewis oynadı ve film çok büyük bir başarı kazandı ) filme alındı. Bu tarza yazdığı diğer kitabı da en çok satanlar listesine girmiştir. Londra’ya yaptığı birkaç ziyaret dışında bir kerede Amerika’ya giden yazar, tüm yaşamını Dublin’de geçirdi. Christy Brown, Mary Carr ile 1972’de evlendi. Christy Brown, İrlanda’nın başkenti Dublin’de 1981 de öldü.

“Sol ayağımı bağladım ve kaldırdım, onu artık kullanmayacaktım. Her anlamda, bu teslim olmak demekti ki ben, beyaz bayrağı sallamaya hazır değildim.”

“O’nun orada oturup ne hakkında yazacağını bulamaması ve benim burada cam kenarında, fikirler beynimde cirit atarken kalem tutamamam, sandalyeden fırlayıp sağa sola saldırarak koşma isteği uyandırdı.”

“Bütün mücadelem boyunca, diğer insanlarla iletişim kurma olayında konuşmak her zaman en büyük engelim olmuştur. Sakatlığımın bana en fazla acı veren yanını oluşturmuştur.”
(“Sol Ayağım” adlı kitabından alıntı)

https://paratic.com/stephen-hawking-basari-hikayesi/

https://www.insanokur.org/christy-brown/

BEDENSEL ENGELLİLER İLE İLGİLİ DOKÜMANLAR

BEDENSEL ENGELLİLER İLE İLGİLİ VİDEOLAR